Felsefi Mizahın En Büyük Temsilcisi Nasreddin Hoca

0
162

Türk-İslam Kültürü filozoflarından, büyük bilge ve gülmece ustası Nasreddin Hoca, 1208 yılında Eskişehir’in Sivrihisar İlçesine bağlı Hortu Köyünde, şimdiki adı Nasreddin Hoca dünya gelmiştir. İlk öğrenimini, din görevlisi olan babasından alan Nasreddin Hoca daha sonraları Sivrihisar ve Konya Medreselerinde öğrenimine devam etmiştir. Kendi köyünde ve Sivrihisar’da imamlık ve vaizlik görevlerinde bulunmasının ardından ilim tahsilini tamamlamak üzere Akşehir’e gitmiştir. Burada Seyyid Mahmut Hayranî, Seyyid Hacı İbrahim Veli gibi devrinin tanınmış bilgin ve arif kişilerinden dersler almıştır.
Öğrenimini tamamlamasının ardından bir süre Akşehir’de ikamet etmiş daha sonra Anadolu’nun çeşitli yerlerinde hocalık, katiplik, müderrislik, kadılık, mahkemelerde bilir kişilik yapmıştır. Nasreddin Hoca milli kültürümüze mal olmuştur. Türk Dünyasında, İslam Aleminde bilinir ve sevilir. Azerbaycan’da, Molla Nasreddin, Kazakistan’da Koja Nasreddin, Özbekisdan’da Nasreddin Efendi’dir.
Nasreddin Hoca efsaneleşmiş bir halk filozofudur. Fıkralarının tamamında sağlam bir dünya görüşü vardır. Herhangi bir aşırılığa onun zıddı ile karşılık verir. Yıkıcı değil yapıcıdır. İnsanı önce güldürür, sonra düşündürür. Her sözünde bir hikmet vardır. Günlük hayatın her safhası onun fıkralarında yer alır. Nasreddin Hoca, Türk milletinin mizah anlayışının ve zekasının sembolüdür. Bu sebeple de, her çağda yeniden ortaya çıkmakta, kendisine ait olmayan fıkralar bile onun adı ile nakledilmektedir.
Fatih’in hocası ve İstanbul’un ilk kadısı Sivrihisarlı Hızır Bey, Nasreddin Hoca’nın torunudur. Nasreddin Hoca’nın günümüzde ki fıkralarında Ömer isimli bir oğlundan da bahsedilmektedir. Ancak Sivrihisar Ulu Cami kütüphanesinde muhafaza edilen taş mezar sandukanın önceleri Nasreddin Hoca’nın oğlu Ömer’e ait olduğu düşünülmüş akabinde Taş sandukanın Doç.Dr. Mehmet Mahur Tulum’un bilimsel incelemeleri ve fiolojik çalışmalar sonucunda üzerindeki yazılardan sandukanın Nasreddin Hoca’ya ait olduğu anlaşılmıştır.
2003 yılında 1888 Ankara Salnamesinde (171.sayfa) yola çıkılarak Nasreddin Hoca’nın kızının mezarının Sivrihisar’ın eski giriş yolu olan Kumlu Yol üzerinde bulunan Tarihi Seydiler Hamamı’nın yanında olduğu tespit edilmiştir. Prof.Dr. Erol Altınsapan bilimsel başkanlığındaki heyet tarafından 3 aylık kazı neticesinde kemiklerine rastlanmıştır. Uzmanların incelemeleri sonucunda kemiklerin o tarihlerde olduğu belirlenerek belgelenmiştir. Doç. Dr. Mehmet Mahur tarafından mezar taşı tekrar okudu. Nasreddin Hocanın kızının adının Hatun olduğu öğrenildi. Ayrıca Nasreddin Hocanın tam adının da Nasrüddin Hoca Nusrat olduğu tespit edildi. Bir kısmı kırık olan mezar taşı, kızı Hatun`un mezar taşının tam olarak okunmasıyla ortaya çıktı. Hoca`nın adına dahil olan Nusrat kızının taşında da yer alıyor. Nasreddin Hoca`nın babasının adı da Şemsüddin Baba olarak okundu. Tarihi, kültürü ve doğasıyla turizmde marka kent olma yolunda emin adımlarla ilerleyen, Nasreddin Hoca’nın da dediği gibi Dünyanın Merkezi Sivrihisar’ı ziyaret ettiğinizde, mevcut turistik değerlerin yanı sıra Nasreddin Hoca anıt parkında, ünlü Heykel Sanatçısı Metin Yurdanur’un Bronz Nasreddin Hoca heykelini, Nasreddin Hoca’nın makamında Taş Sandukasını, kızı Hatun’un mezarını ve minyatürün seramikle buluştuğu Nasreddin Hoca Bilgi taşlarını da ziyaret etme fırsatı bulacaksınız.
Yazıya geçirilmiş ilk Nasreddin Hoca hikayesi 1480 tarihli Sauk’un hayatını anlatan Ebu’l Hayr Rumi’nin Saltuk namesinde bulunur. ‘Saltukname’, Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Cem Sultan’ın şehzadeliği esnasında verdiği talimat üzerine Ebül hayr Rumi tarafından yedi senelik bir çalışma sonucunda Türk sözlü geleneğinden toplanarak 1480 yılında tamamlanmış ve kitaplaştırılmıştır. Nasreddin Hoca hakkında yazılan ilk kitapta (Hikâyat-i Kitab-ı Nasreddin) 43 fıkra varken, 1676 da yazılan kitapta 112, 1822 de 160, 1958 de ise 445 Nasreddin Hoca fıkrası kayıt edilmiştir. Bugünlerde bu sayı kat ve kat artmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here